Neden Okumalı?

NEDEN OKUMALI?
                                                                                               
   “Ne okumalıyım?” diye kendinize sorar mısınız?
   “Niçin okumalıyım?”dan çok “ne okumalıyım?”
   Okuduğumuza karışma yetkisini birilerine kim veriyor?
   Neden bizi de kendi okuduklarını okumaya zorluyor birileri? Neden beğenmedikleri bir yazarı okuduğumuz zaman suratı asılır birilerinin? Suratı asılmakla kalsa iyi, o yetmiyor, kitabımızı elimizden çekip almak istiyorlar, o da yetmiyor, ceza vermeye kalkıyorlar hem yazana hem okuyana…
   Okuma yazma bir  ızdırap mıdır?
   Okuduklarınızdan dolayı acı çeker misiniz?
   Hızla değişen değiştirilen gündem beynimizi de allak bullak ediyor. Şu geçtiğimiz haziran ayında (çok uzak değil 2016 haziran ayında)  Bursa’da bir lise öğrencisi Gençliğe Hitabe’yi okuduğu için (okuyamadığı için değil) disipline verilmişti hani… Unuttuk gitti değil mi? Neydi ki o genci, yaptığı işe pişman edecek  sözüm ona öğretmen-idareci telaşı?
   İnsan ne için ne okur? Okuduklarımızı günü gelince kullanmayacaksak okumuş mu oluyoruz?
   İnsan ne için okumalı, okutmalı? O çocuk “Gençliğe Hitabe” yi değil de neyi okusaydı görmezden gelinecekti? Kendini paralarcasına okuyacağı hamasi şiirlerde anlatılan da bir bakıma yurt ve millet sevgisi değil midir?
   Acaba şiir okudu diye hapse atılan, sonra da oradan çıkartılıp milletvekili yapılan, o da yetmez parti genel başkanı, derken başbakan, cumhurbaşkanı yapılan bir siyasetçiye özendiği için mi kızdılar bu çocuğa…
   Okudukça güzelleşiyoruz oysa. Köy Enstitülü öğretmenleri  farklı kılan onların öğrencilik yıllarında çantalarından eksik etmedikleri kitaplar değil miydi?
   İnsanlara hümanist bakış açısı kazandırmadığımız sürece linç kültürünü beslemiş olacağız.
Herkesi kendimize benzetme huyundan vaz geçmedikçe bir adım ileriye gidemeyeceğiz. Şekilcilikten kurtulmadığımız sürece bilimde bir adım ilerleyemeyeceğiz. Ankara Kızılay’da “demokrasi nöbeti tutan” bir grup, yürürken elinde bayrak yok diye bir genci linç etmeye kalkıyor. Bu derece bayrak, bu derece demokrasi, bu derece vatan sevgisi gözlerimizi yaşartıyor.
  
   Seksen milyonluk bir ülkede günlük gazete satışı dört beş milyon, kitapların baskı adetleri binlerle ifade edilirken elbette hamaset, elbette linç kültürü gelişecek.
  
   Yazdıklarınızdan  okuduklarınızdan dolayı birileri sizi rahatsız eder, bunun için acı çekmezsiniz, aksine yazdıklarınızla, okuduklarınızla vermek istediğiniz mesajı verdiğiniz  için mutlu olursunuz. Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmiştir.

   “Kendisini anlamak ve  anlatmak istemeyen bir insanlık ve toplum gerçeği ile karşı karşıyayız. Ben buna, kitapta, “karınlarından ibaret insanlık” diyorum. İlk şairlerden Heseidos’tan iki bin yedi yüz yıl öncesinden alınmış bir tanımlama. Boğaz tokluğuna çalışma ve yaşama çemberine sokulmuş bir insanlığın durumunu anlatıyor. Karınlarından ibaret bir insanlığın egemen kültür olduğu bir zamanda, okuma yazmanın sevinçleriyle ızdırapları birbirinden ayrılmaz olmuştur.” (B.Sadık Albayrak, Okuma Yazmanın Izdırapları, s.10, Doğu Kitabevi, 2015)

   Ne okumalıyım? Neden okumalıyım? Birbirinden ayrı şey değil. Yeter ki bunu ekmek gibi, aş gibi, hava gibi zorunluluk kabul  edelim, ettirelim. Okudukça, okumayı sevdirdikçe karanlığın üstesinden geleceğiz. Bu da yasakçı zihniyetlerin işi değil. Her şey sevgiyle…

  


   

Yorumlar