Kayıtlar

"ASLINDAN SATILIK"   ÜZERİNE Kenan Şahbaz’ın yeni öykü kitabı “Aslından Satılık” Mayıs 2024’te Parma Kitap’tan çıktı.    2018’de “Sahibi Aynı Kuyular” adlı öykü kitabından sonra “Kanadı Güvercin” (2019) ve “Bir Yokmuş Bir Varmış” (2021) adlı romanları yayımlanan yazar, okurlarına sıcacık öyküleriyle yeniden merhaba diyor.    Öykü kahramanlarının çoğu biraz sıra dışı kişilerden seçilmiş. Ne yani, hepimiz bir şekilde sıra dışı değil miyiz? İşimize geldikçe öyle, işimize geldikçe böyle davranmıyor muyuz? Saksağan Sakıp, durup dururken mi kendini saksağanlarla eş görüp de damdan dama uçmanın peşine düşüyor sanki? Sakıp’ı yargılayacağımıza onun saksağanlaşmasına neden olanları kaçımız görebiliyoruz? Ya da istemediği koca burunlu adamla evlenmektense bilmediği, hayal ettiği çavuşa kaçarken çukura düşen “Serpilmiş Çiçek”in feryadını kim duyuyor sahi? Nice serpilmiş çiçekler nice koca burunluların kulu kölesi edilmiyor mu bu memlekette? Hele hele dedikodu kumkuması...
                                                               Doğruluk-Eğrilik   “Bir doğruyla bir eğri ortak olsa, bu ortaklığın sonunda doğru hep zararlı çıkar. Devlete vergi vermek gerekince, ikisini de malı eşit olduğu halde, doğru adam çok, eğri adam az verir. Ama almaya gelince iş tersinedir. Bu ikisi yönetimin başına geldiler mi, doğru zarar görmese bile, kendini işine vereceğinden evine bakmaz olur. Doğruluğu onun devlet malından faydalanmasına engeldir.   Üstelik de hep doğru kalmak yüzünden hısım akrabasının nefretini kazanır. Eğri insan içinse, durum tam tersinedir; çünkü demin de söylediğim gibi, eğri bence büyük kazançlar sağlayan adamdır. Sen böyle bir adamı ...
Resim
  KURUSUN HEDER AĞACI                                                                       Sadık Güvenç    Romanın daha ilk cümlesiyle merak öğesi başlıyor: “Vilayet merkezinden çıkan üç atlı o gün öldürüleceğini bilmiyordu.”    O üç atlı kimdi? Nerede, nasıl, kim tarafından, neden öldürüleceklerdi? Üç atlı ile birlikte ormanlara dalıyor, Murat suyuna kapılıp gidiyor, çamur deryalarında boğuşuyor, nefes nefese kalıyor okuyucu. Destansı bir coşku ile akıp gidiyorsunuz Murat suyunun yanısıra. Günümüzden yaklaşık yüz elli yıl öncesinin olaylarına tanıklık ederken şimdinin kaygan taşlarının altında neler Yattığını da düş...
  Tiyatro Tuzla Belediyesi sponsorluğu ile Şair Evlenmesi'ni sahnelemişler. Oyun kısa olduğundan yönetmen ekledikçe eklemiş. Ekler ya, koskoca yönetmen. İyi de oyundaki ana karakterlerden birinin adını değiştirmek niye? 1860'ların İmam Ebüllaklaka'sı olmuş Muhtar Ebüllaklaka. Sebep? İmam hiç rüşvetle iş yapar mı? Niye gocunuyorsunuz? Rahatsız oluyorsanız başka oyun seçin. Niye imamı muhtar yapıyorsunuz ki? Şinasi yanlış yazmış zaten. Bu kadarına da pes...  Şimdi Şinasi duysa bu yaptığınızı ne derdi size bilmem ki... 
Resim
  “Laik Eğitim Her Zaman Hedefimiz Olmalıdır.” Söyleşi: Hikmet Dönmez Sayın Sadık Güvenç, okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız? 1962 Yozgat-Sorgun -Bahadın doğumluyum.  Doğum tarihim kesin değilse de tahmin edilene yakın. Rahmetli annem, dam başında gelin alayını izliyormuş, doğum sancısı orada yakalamış. Kamer gelini göremeden kendini eve atmış, ben doğmuşum. Kesin bir tarih gibi duruyor. Bir de “bokluklar dökülüyormuş” o ara. Neyse işte, anneme göre Kamer’in gelin çıktığı gün, Kamer’e göre de bokluklar dökülürken doğmuşum. Annem Firez, babam İsmail. Babam, annemden en az on yaş büyüktür. İki kız, yedi oğlan dokuz kardeştik. Amcam ve genç yaşta ölen karısı Gülkız da aynı evde otururlardı. Kalabalık bir aileydik. Babam, ilkokul üçten kendi deyimiyle “şehadetname” almıştı. Annemin, amcamın, amcamın karısının, ablalarımın okumuşlukları yoktu. Kadın kısmı okula gönderilmiyormuş o zamanlar. “Okuyacak da ne olacak? Çoluk çocukla kim ilgilenecek?” düşüncesi yaygınmış. İlk ve or...

Yazar Sadık Güvenç 11.Bölüm Ege 78'liler Sanat Ve Edebiyat Grubu

Resim
  HERKES KENDİ İŞİNİ YAPSIN! Tonlarca yıkıntının altındaki vatandaş, nasıl olduysa oldu dışarıya sesin duyarabildi telefonu sayesinde. “Buradayım, yetişin!” diyordu. Belki telefonunun gücü bitecekti. Belki bir anda erişilmez olacaktı. Telefonu enkaz başındaki görevliye yetiştirdiler. Saniyeler önemliydi. Bağlantı kesilmeden depremzedeye altın öğütler verilecekti. Tam o anda, önemli bir devlet adamı da oraya gelmişti. Devletimizin koskoca bakanı oradaydı. Yerin altından bir ses geldiğini söylediler. Herkes susmalıydı. En küçük bir ses olmamalıydı. Uzman kişi ona yol yordam söyleyecek, onu teskin edecek, yerini öğrenmeye çalışacaktı. Kolay değil yedi katlı apartman çökmüştü. Altında kaç kişi olduğu bilinmiyordu. Her geçen saniye ölü ve yaralı sayısı artmaktaydı. Bakan bey telefonu aldı uzmanın elinden. Uzman da neymiş?   Burada koskoca bakan dururken… Enkaz altındaki vatandaşla konuşurken televizyonlarda kare kare, boy boy görüntü… Vatandaş yedi kat yerin altında,...