Duyarlı Vatandaş
DUYARLI VATANDAŞ
Sadık Güvenç
Bizim Cavit’i tanımazsınız değil mi? Nereden tanıyacaksınız
? Bir kere Cavit, posası çıkana kadar
Almanya’nın Bavyera denilen büyük ilaç fabrikasında otuz yıldan fazla
çalışmıştır. İşine o kadar bağlıydı ki bir kere bile (izinli günleri ve
hastalığı dışında) işe gitmemezlik etmemiştir.
Evlenmeyi, çoluk çocuğa karışmayı hep istediyse de olmamış, olamamıştır
dünya evine girmek.
Kahveydi, bardı hiç bilmez Cavit. Hafta sonu geldi mi
parklara gider, hayvanat bahçelerini gezer, arada bir yaşlılar evine gider…
Yalnızlıktan hiç de yakınmaz. Bol bol televizyon izler, hayal dünyasına kapılır
gider. Gazeteydi, kitaptı, dergiydi hiç
yüz vermez. Bunların insanın kafasını karıştırmak için icat edildiğini
düşünür. Komşularının hiçbiriyle selamı
sabahı yoktur. Uzaktan uzağa yalandan gülümsemeler, baş eğerek selamlaşmalar…
Para biriktirmek aklının köşesinden geçmese de birikmiştir
parası kendiliğinden. İhtiyacı kadarını harcamış, parasının arta kalanı azar
azar birikmiştir.
Hiç aklında yokken emekli ettiler Cavit’i. Yaş gelip
dayanmış… Sudan çıkmış balığa döndü
seninki.
Ne yapacağını bilemedi. Parklar, hayvanat bahçesi, yaşlılar
evi bir yere kadar. Ondan sonra ne yapacak? Ömründe ilk kez sıkılmaya başladı.
Ne televizyon, ne park, ne bahçe… Yine aynı saatte uyandı her sabah. Aynı
saatte evden çıktı. Nereye gidecek? Sokaklarda , parklarda yürüyüp gündüz
gözüyle eve dönmenin ne olduğunu öğrendi.
Televizyon izlerken bir turizm reklamına takıldı gözü.
Berlin’den Türkiye’ye bir haftalık tur, şunlar şunlar dahil şu kadar öyro…
İlgilendi Cavit. Telefon numarasını kaydetti hemen. Aradı tur şirketini.
Denilen saatte, denilen yerde hazır bulundu. Alman’ın en çok bu yönünü severdi
Cavit. Herkes randevusuna sadıktır. Herkes işini titiz yapar. Kimse görevini
aksatmaz. Disiplin denilen şey her yerde vardır. Bu yüzden kalkınmış elin oğlu.
Bir haftalık tur altüst etti Cavit’in dünyasını. Bambaşka
biri oldu. Kabına sığmıyordu. Ne olursa olsun memleketine dönecekti. Berlin,
Cavit için bunaltıcı, sıkıcı bir yerdi. Kararını verdi, İstanbul’a geldi. Bir
otele yerleşti geçici olarak. Niyeti küçük bir ev almaktı. Aldı da.
Evini dayadı döşedi kafasına göre. Yavaş yavaş çevreyi
kolaçan etmeye başladı. Yüzüne kan geldi Cavit’in. Komşularıyla tanıştı.
Sokaktaki esnafla tanıştı.
Bir gün sokağın öbür tarafından yürümek istedi. Bu tarafı
hiç gezmemişti. Sokağın caddeyle birleştiği yerde bir çukur dikkatini çekti
Cavit’in. “Berlin’de olsa sokağın ortasında böyle bir çukur göremezsin,” dedi
kendi kendine. Bir çalışma yapılacaksa hızla yapılırdı orada. Gündüz gözüyle bu
çukur çok garip geldi Cavit’e. Çukurun
yanı başındaki pastaneye girdi. Bir çayla kahvaltı istedi.
“Bu çukur ne zamandır böyle?” diye sordu garsona.
Garson düşündü biraz:
“Bir ay oldu her halde,” dedi.
“Berlin’de olsa birkaç saat içinde halledilirdi. Neden
şikayet etmiyorsunuz ilgili yerlere?”
“Ben bilmem beyefendi, patron bilir böyle şeyleri,” diyerek
işine döndü garson.
Cavit, kasanın başında duran adamın patron olduğunu düşündü.
“Neden şu çukuru şikayet etmiyorsunuz?” diye ona sordu.
“Biz alıştık bu çukura beyefendi. Siz de alışsanız iyi
edersiniz,” dedi kasanın başındaki.
“Olur mu hiç öyle şey? Herkes susarsa, bu çukuru kim
kapatacak? Belediyenin işi bu değil mi? Derhal şikayete gidiyorum.”
“Aman beyefendi, şikayet etmeyin, böyle iyi…”
Cavit bir türlü anlam veremedi adamın pısırıklığına. Berlin’de
olsa, şikayet edene ödül bile verirler… Böyle pısırık birinin dükkanında daha
fazla duramazdı Cavit. Hesabı ödeyip çıktı dışarıya. Karşıdaki büfeye yaklaştı:
“Beyefendi, şu çukur için neden ilgili yerlere şikayet
dilekçesi yazmıyorsunuz?” dedi
“Aman beyim, biz alıştık o çukura, ne şikayeti? Sakın ha!”
Muhtara gitti Cavit. Çukurdan söz etti. Muhtar da esnaftan
farklı değildi.
“Karışmayın efendim, bırakın, başımıza iş açılır…”
Cavit, anlayamıyordu bir türlü. İş başa düşmüştü. İstanbul
olmuş ama Berlin disiplini yok.
Belediyenin telefonunu buldu. Karşısına beyaz masa denilen bir bölüm
çıktı. Çok da nazik karşıladılar telefonda. Şikayetini not ettiler. Mahallenin böylesine önemli bir
sorununa duyarlılık gösterdiği için teşekkür bile ettiler kendisine. Ayrıntılı adres aldılar. Derhal ilgileneceklerini söylediler.
Bir saat sonra sokağın başında bir iş makinesi belirdi.
Cavit kendisiyle gurur duydu. Bakın işte, vatandaş kendi sorunu için
yetkilileri bilgilendirirse çözüm de geliveriyordu. Sen derdine derman aramazsan, kim nerden
bilecek senin ne derdin olduğunu? Boşa mı demiş atalarımız, “derdini söylemeyen
derman bulamaz,” diye. Kepçe on dakika
içinde çukuru kapattı. Toprak yığını kayboldu. Yol düzeldi. Ucube kayboldu.
Hangi çağda yaşıyoruz değil mi ama…
Cavit gönül rahatlığı ile evine girdi. Otomat yanmıyordu.
Merdivende karşılaştığı komşusuyla selamlaştı.
“Elektrikler kesildi Cavit Bey, “ dedi komşu.
“Aradınız mı ilgili yerleri?”
“Aradım aradım, sokağın başında çalışan kepçe elektrik telini
kopartmış.”
Cavit, duyarlı bir vatandaş olarak derhal elektrik idaresini
aradı. Elektrik idaresinden bir saat içinde ekip yolladılar. Bak ağlamayana
meme vermiyorlarmış değil mi? Az önce belediyenin kapattırdığı çukur açıldı.
Aksilik gelince peş peşe geliyor, çukuru açan kepçe yanlışlıkla kanalizasyon
sisteminde bir delik açıvermiş. Ortalığı birden bire bir kanalizasyon kokusu
kapladı.
Cavit’e düşen ilgili yerleri aramak. Geldiler. Harıl harıl
fışkıran kanalizasyonu geçici olarak tıkadılar. Kanalizasyon tıkalı olunca
tuvaletlerin kokusu evlerin içine vurdu. Su da kullanılamaz oldu. Koku bir
yandan, susuzluk bir yandan…
Duyarlı bir vatandaş olarak Cavit derhal sağlık ocağına gitti. Berlin’de olsa bu gibi
olayda acil durum ilan edilir, vatandaşın sağlığı için her türlü önlem alınır
değil mi efendim? Sağlık ocağı yetkilileri gerekli makamlarla temasa geçti.
Vatandaşın mağduriyeti dile getirildi. Sokak sakinlerinin aşılanmasına karar
verildi.
Sağlık ekipleri derhal işe başladılar. Stoklarda böylesi
günler için yıllardır bekleyen alet edavat vardı. Nereden bilecekler bazı aşıların bozuk
olduğunu? Aşılanan insanlar sapır sapır dökülmeye başladı. Salgın hastalığı
önleyelim derken, başka bir salgına mı sebep olmuşlardı?
Cavit, bu duruma el koyacaktı. Hastaneyi aramak istedi.
Engel oldular:
“Aman Cavit Bey, aramayın hastaneyi, başımıza daha büyük
felaket gelir.”
“Berlin’de olsa…”
“Cavit Bey, burası Berlin değil, arama dedik.”
Cavit, pısırık insanlardan nefret ediyordu. Onlara aldırış
etmeden telefonunu çıkarttı. Oradakilerden biri Cavit’in telefonunu elinden
çekip aldı:
“Cavit Bey, biz çukurumuzla mutlu mutlu yaşıyorduk, başımıza
onca işi siz açtınız. Buraya bir yetkili daha gelirse sizi o çukura gömerim,”
dedi.
Cavit, sesini çıkartmadan oradan uzaklaştı. Başka bir sokağa
taşınsa mıydı acaba?
Yorumlar
Yorum Gönder