HAYAL DÜNYASINDA BİR
TEYZE
İnsanı insan
yapan şeylerin başında gelir hâl hatır sormak. Konuşacak söz bulamadığınızda
yardımınıza koşar “nasılsınız?” demek.
Alacağınız yanıt belli olsa da sorarsınız:
“Nasılsın?”
“İyiyim, sen
nasılsın?”
“Yuvarlanıp
gidiyoruz işte…”
Bir akraba
ziyaretindeydi. Amca oğlunun kayın validesi de oradaymış. Amca oğlu bir koşu
markete gitti, hemen gelirim diyerek.
Kayın valide pırıl pırıl giyinmiş. Sanki birini bekliyormuş da birlikte
bir yerlere gideceklermiş gibi hazır. Yaşı yetmişleri gösteriyor. Zayıfça. Uzun
boylu. Yüzünde çocuksu bir masumluk. Gerdanı hafiften sarkmış. Oturmuyor, hep
ayakta. Kadıncağız, bir tanıdığa rastlamanın heyecanıyla olsa gerek birden
hatırlayamadı Seyfi’yi.
“Sen kimin
oğlusun?” dedi.
Seyfi bozuldu bu
unutuluşa:
“Teyze ben
Seyfi, komşunuz Ayşe’nin küçük oğlu!”
Teyze, gözlerini
kırpıştırdı, salonun ortasında bir iki adım atıp bir şeyler mırıldandı:
“Ayşe mi?
Ayşe nerede?”
“Teyze annem geçen
yıl öldüydü, unuttun mu?”
“Ne bileyim
yavrum unutuyorum işte. Vah vah Ayşe
öldüydü demek. Başın sağ olsun yavrum. Senin adın neydi?”
“Benim adım
Seyfi, Ayşe’nin küçük oğlu Seyfi…”
“Ayşe
gelmeyecek mi yavrum? O nerede kaldı? Her zaman erkenden gelirdi. Bu sefer
gelmedi, işi mi çıktı?…”
Kadının
kendisiyle dalga geçtiğini düşündü Seyfi. Yanıtlamadı. Teyzenin sorusu
salonun tavanında asılı kaldı.
Teyze mutfağa
doğru seslendi:
“Haydin kızlar,
acele edin birazdan gelirler!”
Seyfi’nin eşi,
Gülsen’e döndü:
“Birileri daha
mı geliyor?”
“Yok yok, annem
böyle hayal dünyasında yaşıyor. Alıştık biz.” İçeriye doğru seslendi:
“Anne telaşlanma
hazır hazır…”
“Hani, nerede
hazırlık? Adamlar aç susuz gelirler şimdi tarladan?”
“Ne tarlası?”
dedi Seyfi’nin eşi.
“Kendini köyde
sanıyor babamın tarlada çalıştığı günlerden bu günlere gelemiyor.”
“Kızım ekmek de
kalmadı, hamuru yoğursan da biraz ekmek yapsak.”
“Olur anne,
hemen hamur yoğurayım!”
“Çok yoğurma,
herifler tarladan gelmeye bitirelim o işi.”
“Tamam anne.”
Seyfi’nin eşi
ağzı açık dinliyordu.
“Şimdi gelir de
‘hani hamur’ derse ne diyeceksin?”
“Unutur gider,
bir dediği bir dediğini tutmaz. Suyuna gidiyoruz.”
Teyze, salonun
ortasında birkaç tur dolandı.
“Hoş geldin
oğlum, sefa getirdin. Senin adın neydi?”
Seyfi yanıt
vermedi. Sinirlenmişti. Kadının kendisiyle eğlendiğini sanıyordu.
“Teyze, havalar
ne kadar da sıcak değil mi? Senin damat da
bir gitti bir daha gelmez…”
“Nereye gitti
benim damat yavrum? Sen kimin oğluydun?”
“Markete gitti
ya teyze. Markete gitti.”
“Niye gitmiş
markete? Ne alacakmış ki?”
“Davul tozu
alacakmış, biraz da hava civa!”
“Ne yapacakmış
ki davul tozunu? Allah Allah, demek davul tozu alacakmış. Anan nerede senin?”
Seyfi sinirli
sinirli gülümsedi. Kadına acıdı. En çok da amca oğluna üzüldü. Teyzenin eski
günlerini düşündü. Ne kadar da becerikli, hoş sohbet bir kadındı. Annesinin can
yoldaşı. Köyde tarla tapan geçim için yetmez olunca göçmüşlerdi herkes gibi
onlar da bu şehre. Kim bilir neler yaşadılar? Başından neler geçti de kadın
sildi hafızayı?
“Teyze seni köye
götüreyim mi?”
“Hangi köye?”
“Bizim köye
teyze.”
“Sen kimin
oğlusun?”
Yararı yoktu.
Seyfi sustu. Teyze bir ara heyecanlandı bağırdı mutfaktan tarafa:
“Herifler
gelecek tarladan ortada ne aş var ne öğün!”
“Hazır anne,
hazır diye seslendi içeriden teyzenin kızı.
Amca oğlu geldi nefes nefese kalmış.
“Kusura bakma
amca oğlu, markette kuyruk vardı, seni de yalnız bıraktık.”
“Yalnız olur mu
hiç amca oğlu, konuştuk teyzeyle, sohbet ettik.”
“Tarlada işler
bitti mi oğlum? Baban, amcan onlar nerede kaldılar? Yemek soğuyor.”
“Geliyorlar
anne, geliyorlar, az sonra burada olurlar.”
Teyze Seyfi’ye
döndü:
“Baban nasıl
yavrum, tarla tapan işleriniz nasıl?”
Sorduklarına
karşılık beklemeden yürüyüp gitti mutfağa.
“Gitti yine,”
dedi Seyfi. “Nasıl dayanıyorsunuz buna?”
“Biz alıştık
amca oğlu. Bu bir hastalık. Bağırmak,
kızmak yok. Huyunca gidilecek. Azarlanmayacak. Doktorlar böyle tembihliyorlar
bizi. Zorlamayın, unuttuğunu yüzüne vurmayın diyorlar. Bazen yemek yeyip yemediğini bile unutuyor. Biz vermesek su içmek bile aklına gelmiyor.
Hava alsın diye dışarı çıkarıyorum. Her zaman gidip geldiği yolu unutuyor.
Apartmanın içinde bizim daireyi
bulamıyor. Gözümüz üstünde. Hanım işten ayrıldı. Ne yapsın? Geç kalmışız
doktora gitmek için.”
“Vah vah,” dedi
Seyfi.
“Allah
beterinden saklasın amca oğlu, hastaneye gidince daha kötü durumda olanları
görüyoruz. Bizimki yine iyi. Çişini tutamayanlar, çorabını buzdolabına
koyanlar, peynir tabağını çekmeceye koyanlar…”
Seyfi ,
kulağından makas alıp önündeki sehpaya tıkladı.
“Amca oğlu, bu
soyka hastalık altmışından sonra kendini belli etmeye başlarmış, erken tanı
önemliymiş. Biz bilemedik.”
Teyze odaya
döndü.
“Hoş gelmişsin
oğluum!”
Seyfi’nin
yanağını öptü. Seyfi bozuntuya vermedi. Teyzenin elini öptü. Teyze:
“Yavrum
bilemedim seni, sen kimin oğlusun?”
Seyfi, amca
oğluna baktı.
“İşiniz zor,”
dedi.
…
Yorumlar
Yorum Gönder