Değerli yazar ve şair Celal İlhan'ın yazısını paylaşıyorum. Teşekkürlerimle.

Bir ilk roman olarak
GÜL KURUDU
Edebiyat öğretmeni yazar dostum Sadık Güvenç’in “Gül Kurudu” adlı romanından söz etmek istiyorum. Böyle bir kitabı okuyup da ondan söz etmemek doğru olmazdı. Kitapla ilgili ilk söyleşilerden birine katılmış, konuşanların güzel değerlendirmeleri, yazardan ve yapıtından övgüyle söz etmeleri içimi kabartmıştı. Ne de olsa aynı toprağın insanlarıydık Sadık’la. Hevesle alıp imzalattım yazarımıza. Çok geçmeden de okudum romanı.
Romanı okuyalı altı ay kadar oldu. Hemen sonrasında yazmayı düşünmüştüm ama araya İstanbul girdi. Ardından korona belası çöktü üstümüze. “İyi ya işte” demeyin, evde tıkanıp kalmak okumak için yararlı oluyorsa da yazmayı kolaylaştırdığını söylemek çok zor.
Bir kitabın, kendini okutup okutamayacağı konusunda karar vermem için on beş, yirmi sayfalık bir bölüm okumayı yeterli görürüm.
“Gül Kurudu”, giriş bölümüyle çok iyi bir roman okuyacağım kanısını uyandırdı bende. Birkaç öykü kitabından sonra böyle bir roman kaleme alması yazarımız için çok büyük bir başarıydı. Güzel duygularla yarıladım kitabı. Toprağımızın en başarılı yazarlarından Abbas Sayar’ın anlatımındaki inceliğe, yalınlığa ve gerçekliğe ulaşıyor, işini seven insanların rahatlığıyla yazdığını düşündürüyordu okura. Kendinden bir parça gördüğü saflığına, temizliğine inandığı köylüyü seviyordu yazarımız.
Çocuk gözünden anlatılanlar sahici, sıcacık ve duyarlıydı. Mıstılı’nın kuş merakı, kedilere karşı savaşımı hiç yabancı gelmedi bana. Girdim girdim çıktım Mıstılı’nın kalıbına.
“Gül Kurudu” romanına; eşeğini rakı içirerek gencelten köylü kurnazlığı, üvey ana öksüz kız ilişkileri, kocakarı ilaçlarının ve inadının çocukların geleceğini nasıl karartabildiği, komşusuyla dayanışmanın, ekmeğini paylaşmanın doğallığı, öğretmen öğrenci ilişkileri, küçük kardeşini ezen hayırsız ağabeyler, tüm iğretiliği ile kız alıp verme pazarlıkları, köylünün evcil hayvanlarına karşı duyarlık ve duyarsızlıkları, sevdalanmalar, cana kıyımlar ve tüm insani yaşanmışlıkları ustalıkla yerdirmeyi başarmış Sadık Güvenç.
Yazarımız, yerel dili kullanırken de çok başarılı,“adama ne derler” korkusundan uzak, cesur anımsatmalar yapabiliyor. Yer yer Anadolu’nun iç karartan, bazen de gönül havalandıran yoksul yaşamı, yüz yıllardır pek az değişen üretim biçimi, girdisi çıktısıyla seriliyor okurun önüne.
Roman,1960’larda Anadolu köylüsüne bir umut gibi sunulan yurtdışı macerasını işliyor.
Almanya’ya kaçak giden Yusuf, eşine ailesine verdiği sık sık mektup yazacağı, en kısa zamanda dönüp onları yanına alacağı sözün unutmuş gibidir. Arada yavan mektupları gelse de gurbetlik üç yılı bulduğu halde gelip gelmeyeceği belirsizdir Yusuf’un. Son bir yıl içinde köyde durum hızla bozulmuş, genç karısı, çok yakınlarından beklemediği tacizlere karşılaşmıştır.
Yusuf’u köye, eşinin ölüm haberi getirebilir ancak.
Bana göre, buraya kadar son derece başarılıdır roman.
Bitiş diyebileceğimiz 25/30 sayfalık son bölümde bir gevşeme görerek üzüldüğümü söylemeliyim. Karısının ölüm haberini alıp köyüne dönen Yusuf’un,gerek çocuklarına yaklaşımı, gerekse anne ve babasıyla diyalogları bana yüzeysel ve gerçeği yeterince yansıtmadığı izlenimi verdi. Ayağının çamuru, başına gelen felaketlerin sıcağıyla, çoluk çocuğa karışmış gençlik sevgilisini araması, kocasının koynundayken evine girmeye kalkışması, başaramayınca da o ahırdan ötekine mayıslara belenerek kaçmaya çalışması ve yakalanmadan paçayı kurtarması inandırıcı gelmedi bana. Sadık dostum, bu konularda daha sabırlı ve titiz davranmalı, Yusuf’u gençlik sevgilisiyle illa buluşturacaksa, onun psikolojisini yeterince anlatması,okuru bu çok aşırı duruma hazırlaması gerekirdi. Bunu göremiyoruz.
İlk romanlarda, anlayışla karşılanması gereken bir acelecilik denilebilir buna.
Sonuç olarak, “Gül Kurudu” romanını okuduktan sonra, yazarımızdan yeni ve daha derli toplu yapıtlar beklentisine girdiğimi, Sadık Güvenç öğretmenimizin bunu başaracağına olan güvenimi belirtmek isterim.
                                                                                                     Celal İlhan 09.05.2020


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sesli Kitaplar

Beş Yalan

Pamuk İpliği