KURUSUN HEDER AĞACI
                                                                      Sadık Güvenç


   Romanın daha ilk cümlesiyle merak öğesi başlıyor: “Vilayet merkezinden çıkan üç atlı o gün öldürüleceğini bilmiyordu.”
   O üç atlı kimdi? Nerede, nasıl, kim tarafından, neden öldürüleceklerdi? Üç atlı ile birlikte ormanlara dalıyor, Murat suyuna kapılıp gidiyor, çamur deryalarında boğuşuyor, nefes nefese kalıyor okuyucu. Destansı bir coşku ile akıp gidiyorsunuz Murat suyunun yanısıra.
Günümüzden yaklaşık yüz elli yıl öncesinin olaylarına tanıklık ederken şimdinin kaygan taşlarının altında neler Yattığını da düşündürüyor Abdullah Ataşçı. Aşiret, beylik, ağalık düzeninin devlet örgütünden nasıl beslendiğini; devletin aşiretleri, aşiretlerin devleti nasıl desteklediğini göreceksiniz. Öyle bir çark ki her bir dişli diğerinden güç almaktadır.
   Her çarkın düzgün gitmeyen bir dişlisi eninde sonunda ortaya çıkacaktır.  Gücü eline geçiren kibre kapıldı mı çark teklemeye başlar. En baştakinden en dibe doğru bir çürümedir başlar. Belki de kimilerine göre bu çürüme yeni bir filizlenmedir de.  O çarkın dönmesine karşı çıkan bir İshak illa ki olacaktır. Canı yanmış köylünün zamanla “eşkıya” oluşunu, şehirdeyse bu düzen böyle gitmez diyen aydının “muhalif, vatan haini” oluşunu ve bu aykırı seslerin sessizce bekleyenlere umut oluşlarını ibretle görecektir dikkatli okuyucu.
   Bir kitabın ilk cümlesi kadar adı da çok önemli bana göre “Heder Ağacı” bir söylenceden kaynaklanıyor. Korkunun ve umudun, çaresizlikle çözümün aynı anda ortaya konduğu türdür söylenceler. Heder ağacını gören her kimse başına olmadık felaketler gelebilirmiş.
Abdullah Ataşçı, umudu hep diri tutan insanları anlatıyor bu romanında.
   Olaylar Anadolu’da ve İstanbul’da geçiyor. II. Abdülhamid döneminin son yıllarında başlayan olaylar Birinci Dünya Savaşı’na kadar geçen sürede “insanların ölümü düşünmediği tek bir gün dahi olmayan” zamanlara götürüyor Heder Ağacı bizi.
   “Bir insanı öldürmek, aslında insanlığı öldürmektir.” (s. 275)
   “Bazı büyük iyilikler kötülük kisvesine bürünerek gelir.” (s. 270)
   Arka kapaktan:
   “Yara Bende ile 2019 Attilâ İlhan Roman Ödülü’nü kazanan yazar, kahramanlarının avuçlarındaki çizgilerde kederli bir coğrafyanın küçüklü büyüklü kesiklerinin izini sürerken, masumiyetin karşısına insanı koyuyor ve okurun aklına muazzam bir çentik atıyor Heder Ağacı’nda: Kötülüğün tarihini kibir mi yazıyor?
   “İnsana nefes olan insan değildir. En küçük bir kavgada dahi birbirlerinin canlarına okuyuşları, zayıf gördükleri kardeşlerinin topraklarına el koyuşları, canları istedi diye arzularına yenik düşüp gencecik kızları dağlara kaldırışları, savunmasız sübyancıklara rezilce sulanışları, bir arktaki incecik su için kanlarını oluk oluk akıtışları mı nefes almaktır? Bir köpek insana yoldaştır evet, bir keçi, bir arı, bir yılan, bir ot, bir taş bile insana yoldaştır da insan insana yoldaş değildir. İnsan zordur çünkü, tabiattaki her bir varlığa yüktür, hatta dilim varmasa da evet, ölümdür.”

   Destansı, coşkulu bir anlatımı var Abdullah Ataşçı’nın. Bir solukta okunacak romanlardan. Heder ağacının kuruduğunu görmek dileğiyle…
   Kitabın künyesi: Heder Ağacı, Abdullah Ataşçı, Everest Yayınları,2022 İstanbul, 369 s.

(Bu yazı 3.7.2022 tarihinde Birgün gazetesinde yayımlandı. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sesli Kitaplar

Beş Yalan

Pamuk İpliği